Erkekler senin başarından korkmaz. Başarı insanları itmez. Küçümseme bunu yapar. Kronik eleştiri bunu yapar. Çözülmemiş kin bunu yapar. Samimiyeti performans değerlendirmesine dönüştürmek bunu yapar. Erkekler bir partner seçtiğinde, özgeçmiş taramazlar ya da unvanlarla rekabet etmezler. Günlük hayatın nasıl bir his olduğuna dikkat ediyorlar. Kendimi saygı duyuyormuş hissediyor muyum? Kendimi güvenilmiş hissediyor muydum? Burada huzur mu var, yoksa sürekli sürtüşme mi var? Kendimi yönetilmesi, düzeltilmesi veya yeniden şekillendirilmesi gereken bir ortak ya da proje gibi hissediyor muyum? Kim olduğum için takdir ediliyor muydum, yoksa sürekli değişen standartlara göre mi değerlendiriliyorum? Bu sorular, bir erkeğin kalıp kalmayacağını mı yoksa ayrılıp ayrılmayacağını belirler. Bunların hiçbiri kadının eğitimi, geliri veya mesleki başarısıyla ilgili değildir. Ama flört işe yaramadığında, açıklama genellikle rahatlatıcı bir efsaneye dönüştürülür: "Sorun sen değilsin. Erkekler güçlü kadınlardan sadece korkmuş." Bu anlatı kendini yansıtmaktan kaçınıyor. Uyumsuzluk veya ilişkisel işlevsizlik olarak yeniden çerçeveleniyor. Egonu korur ama büyümeyi engeller.